İSLAM
 
  ANA SAYFA
  ALLAH C.C 99 İSMİ
  Kabe
  HZ.MUHAMMED(S.A.V)
  Tillo Bölümü
  EVLİYALAR
  => İsmail Fakirullah Hazretleri
  => İbrahim Hakkı Hazretleri
  => Evliyaların Hayatı
  Rüya Tabirleri
  Ayet,Hadis,Dua
  Kuran Öğreniyorum
  Kuran-ı Kerim Dinle
  Kuran-ı Kerim Meali
  Abdulbasit Abdussamet
  NAMAZIN FAYDALARI VE ŞEYTAN
  Namaz Sureleri
  İLAHİLER
  İlahiler
  EŞREF ZİYA İLAHİLER
  İslami Radyo
  MUSTAFA CİHAT İLAHİLER
  Dünya'dan Haberler
  Dini Bilgiler
  Dini Haberler
  Bayram mesajları
  Güzel Sözler
  Güzel Konuşma ve Etkili İletişim
  WEBSİTENİZDEN BEDAVA PARAMI!!!
  Sesli ve Resimli Namaz Rehberi
  Beş Vakit Namazın Kılınış Tabloları
  ÇOCUK BÖLÜMÜ
  İlahi İndir
  Çocuklar İçin
  İslam
  E-Kart
  MULTİMEDYA
  Makaleler
  BİLGİ YARIŞMASI
  40 Ambar Tv
Evliyaların Hayatı

 

 

Veysel Karani Hz. :

        Baykan İlçesi’nin en önemli özelliği, büyük zatlardan olan Hz. Veysel Karani’nin türbesinin İlçe’nin 8 Km. güneybatısında bulunan Ziyaret Beldesi’nde bulunmasıdır. Türbenin burada olması nedeniyle binlerce insan İlçe’ye akın etmekte ve İlçe’yi canlandırmaktadır.
       Türbesinin İlçe’de olması nedeniyle burayı önemli bir ziyaret merkezi haline getiren Hz. Veysel Karani’nin 555-560 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri Yemen’in Karen Köyü’dür. Soyu Yemen Kabilelerinden Muradoğulları’ndan gelmektedir. Babasının ismi Amir’dir. Kendisinin asıl ismi Üveys Bin Amir-i Karenî’dir.  Karen Köyü’nün bir mutlu seherinde dünyaya
gelen küçük Üveys, Muradoğulları’ndan Amir’in mütevazı evini mutlulukla doldurur. Dört yaşında iken babası vefat eder. O, annesinin başka kimsesi bulunmadığından bin bir güçlükle herhangi bir tahsil görmeden, semavi dinlere ve kitaplara ait herhangi bir bilgisi olmadan büyür.
      Üveys büyüdükçe kendisinde doğuştan mevcut olan “Tek Tanrı’ya İnanç” hissi de gelişir. O’nu kimse anlamaz, söylediklerine güler, alay ederler. Kendisini anlayan, dinleyen, derdine ortak olan tek insan annesi idi.
       Gönlü ulvi hislerle kaynaşan ve artık çalışıp annesine bakabilecek çağa gelen genç Üveys, bir iş aramaya koyulur. Sonunda kendisine en uygun işi seçer. Kendisiyle alay eden, kendisini anlamayan insanlardan uzaklaşmak ve endi iç dünyasıyla başbaşa kalabilmek için deve çobanlığı yapmaya başlar.
       Hz. Veysel Karani deve çobanlığı yapmaya başlayınca ihtiyar ve hasta annesi olmasa deve otlattığı sakin vadilerden Karen’e inmeyi hiç istememektedir. Kendi uzletgahında Allah ile başbaşa kalmaktan bir an olsun ayrılmak istememektedir. Artık Hz. Veysel Karani’nin ufku öyle geniş, aydınlık, gönlü öyle duyarlıdır ki, her an bir kurtarıcının haberini beklemektedir.
       Ve beklediği kutlu haber çok geçmeden kendisine ulaşır. Bu haber Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed’in zuhur ettiği ve insanları “Hak Din’e” davet ettiği haberidir. Hz. Veysel Karani bf haberi duyunca hiç kimsenin irşad ve teşviki olmadan Müslüman olur, İslam’a ve Hz. Muhammed’e gönülden bağlanır. Annesine de Kelime-i Tevhid’i bizzat kendisi öğretir.
      Hz. Veysel Karani Müslüman olunca yüce peygamberin nurlu yüzünü görebilmek aşkıyla yanar tutuşur. Hz. Veysel Karani, Allah Resulü’nü görme arzusunu birkaç defa pek sevdiği annesine açarsa da, çok ihtiyar ve âmâ (kör) olan annesi, kendisine bakacak kimse olmadığından izin vermez. Hz. Veysel Karani’nin yaşı kırk’ın üzerine gelir. Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseden anne, çaresiz “Ancak Medine’ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamber’i orada bulamayacak olursa teşriflerini beklemeden dönmek.” Şartıyla kendisine izin verir.
       Gönlü Allah aşkıyla, Peygamber muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani, izin alınca durmaz ve Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar, tepeler, kızgın çölleri aşar ve Peygamber beldesi Medine’ye ulaşır. Hz. Peygamber’in evine giden Hz. Veysel Karani, Peygamberimizi evde bulamaz. Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferi’ndedir. Peygamberimizi bulamayınca çok üzülür. Hz. Veysel Karani, annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (R.A.)’ye “- Kainatın efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen, içimin aşk-ı Muhammed’i (S.A.V.) ile yandığını, gönlümün bitmez niyazını bildiriniz.” Diyerek ayrılır ve tekrar Yemen yolunu tutar.
       Peygamber Efendimiz seferden dönünce Hz. Aişe’ye şöyle hitap ettiler:
       “- Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu Rahmani kokular, bu İlahi lezzet nedir?
Ey Allah’ın Resulü; Yemen Oymağı’ndan Karen Köyü’nden Üveys adında bir zat sizi ziyarete geldi. Mukaddes Cemâlinizin bağrı yanık aşıklarındanmış. Zat-ı âlinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra evin içinde bu ulvi kokuları hissettim.

  • Ya Aişe, sen o zatı gördün mü?
  • Evet ey Allah’ın Resulü. Sağ gözümün ucu ile baktım.
  • Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim. Görüşün ve gördüğün mübarek olsun.”

Bir müddet sonra Mescid-i Nebevi’ye geçen Resulullah, Sahabelerine seslendiler;
“ – Müjdeler olsun, Üveys’i gören gözü ziyaret ettim, gelin siz de benim gözümü ziyaret edin.
Ve buyurdular; “Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor. Şüphesiz tabii’nin en hayırlısı Üveys’tir.”
Resulullah son hastalıklarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’ye vasiyet buyurdular :
“ Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys’e veriniz.”
Yine Resulullah buyurdular :“Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Mudar Kabileleri’nin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.”

       Resulullah’ı göremeden tekrar Karen’e dönen Hz. Veysel Karani yine deve çobanlığı yapmaya devam eder. Yine Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve O’nunla alay ederlerdi. O yine herkesten uzak kendi uzletgah’ında ibadetleriyle meşgul olur, gönlü Allah aşkı, Peygamber sevgisiyle dolar taşardı.
      Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömen Üzeys Hz.’ni bulur ve Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerifi Hz. Veysel Kanani’ye verirler. Peygamberimizin hırkasının Hz. Veysel Karani’ye verilmesinden sonra ve Peygamberimizin O’nun hakkındaki övgülerinin duyulmasından sonra Hz. Veysel Karani’nin gözünde değeri artar, herkes ona hürmet eder.
      Annesi vefat etmiş bulunan Hz. Veysel Karani’nin yüceliği bu hadiseden sonra Karen’de bilindiği ve kendilerine olan hürmet arttığı için köyden ayrılırlar. Kûye’ye giderler.
      Hz. Veysel Karani’nin Kûye ve Basra taraflarındaki hayatı da eskisi gibi yine ıssız vadilerde, tabiatın kucağında ve kendi uzletgahında Hakk’a niyazla geçmektedir.
      Hz. ali’nin halifeliği sırasında iki Müslüman grup arasında çıkan Sıffin Savaşı’nın hazırlıkları esnasında Hz. Ali tarafında, safında savaşa katılması ricasıyla Medine’ye davat edilirler. Memnuniyetle bu davete icap eden Hz. Veysel Karani hemen Medine’ye hareket ederler, daha sonra da Hz. Ali’nin yanında Sıffin Savaşı’na katılırlar.
     Sıffin Savaşı esnasında Veysel Karani’de yaralanarak, Hicret’in 37. Senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş meydanında şehit olur.
    Sıffin Savaşı’nda şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın olduğu yerde toprağa verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için tabutlar yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani’de vardı. Mübarek naaşı için üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehit birdi, ancak sahipleri üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki, hiçbir kabile diğerini tatmin edip inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali’ye ulaşınca O, olayı islami açıdan anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani’nin köken itibariyle Yemen’li olduğunu ve Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti. Ancak, diğer iki kabile bu teklife razı olmadılar. Hz. Ali kur’a çekme teklifinde bulundu ise de buna da razı olmadılar. Bunun üzerine Hz. Ali “Peki, dedi... Veysel Karani’nin mübarek naaşını ben korumaya alıyorum... Yarın görüşürüz.” dedi ve her üç kabile başkanları dağıldılar. Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve sabah kalktıklarında her üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile birbirinden habersiz naaşın kendilerine verildiğini zannederek sessizce naaşı alarak, biri Yemen yolunu, biri Şam yolunu, biri de Bitlis yolunu tuttu.
       Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani Hz.’nin kerameti böylece yeni olayların çıkmasını önler. Rivayetler O’nun şahadetini ve kerametini böyle anlatır. Ancak, her şeyi bilen yüce Allah’tır. O’nun defni ve mezarıyla ilgili anlatılanlar birer rivayete dayanır. Nereye ve nasıl defnedildiği konusunda kesin bir bilgi yoktur. Nerede olduğunu ancak yüce Allah bilir.

Keşifleri :

   Kahveyi bulan o’dur.
   Üveys bir gün develeri otlatırken buruşuk meyvelerden birisini ısırdı. Acıydı. “ Allah (c.c) her bir nimeti fayda için yaratmıştır.” Diyerek acı bulduğu o meyvelerden birazını ateşin üzerine attı, kavurdu, çiğnedi acılıkları kalmamıştı. Bir saat sonra Üveys’in aklı içi bir olmuştu. Daha sonra iyi düşünmeye, kendisine güvenmeye başlamıştı. Üveys derhal yakışan ismi söyledi. “Madem ki yiyeni keyiflendiriyor (keyfe) olmalıdır.” Dedi. Günümüzde Keyfe adı kahve olarak anılmaktadır.

Hz. Veysel Karani’nin İlmi Yönü :

       Hz. Veysel Karani, dünyanın batıl inançlarla karanlık içinde yüzdüğü bir dönemde, İslam’ın doğuşundan önce Yemen’in Karen Köyü’nde bu aleme gözlerini açan bir velidir. Hem de velilerin öncüsüdür. Doğuşunda gönlünü ışıklandıran tek Allah inancı daha çocukluk yıllarında başlamış, olgunluk çağına geldiğinde bu inanca Peygamber sevgisi eklenince, iç aleminde dış alemleri görür pencereler açılmıştır. Okul görmediği, bir harf bilmediği halde yüce Allah ona gayb alemlerini açmıştı. Hiçbir öğretmene gerek duymadan gizli hazinelerini öğrenmek ve görmek mutluluğunu bağışlamıştır.
      O’nun zengin gönül ikliminde sürekli olarak Allah’a ve yüce Peygamberine sevgi çiçekleri yeşermişti. Hz. Peygamber daha dünyayı aydınlatmadan yıllar önce tek tanrı görüşüne ve peygamberin geleceğine inanmış olması, O’nun erdem dolu niteliklerinin en üstünüydü.
      Alemler serdarı Hz. Peygamberi dünya gözüyle görmeden O’na aşık olmuştu. O’nu görebilmek iştiyakıyla doluydu. Ne var ki, gönül gözüyle her zaman gördüğü Hz. Peygamberi dünya gözüyle görememiştir.
     Hz. Peygamberin " Cennet anaların ayakları altındadır.” Hadisi ile buyurduğu anne sevgisinin kutsallığını, yatalak annesine bir ömür boyu gösterdiği üstün hizmet ve ilgisiyle, insanoğluna en güzel örneği hiç kuşkusuz Veysel Karani Hz. vermiştir.
     Hz. Veysel Karani’nin tabii’nin en ulusu olduğu, Allah ve Resulü nezdinde çok sevilen bir kişi olduğu, gerek Peygamber efendimizin hadislerinden, gerekse İslam alimlerinin ortak yorumlarından anlaşılır.
     Veysel karani Hz.’nin hayatı, derinliklerine erişilmeyen bir ummandır. Bütün yaşamını deve çobanı yanında ibadet ve itaatle sürdürmüştür.

     Allah’ın bahşettiği eşsiz yüceliği de Peygamberin hırkasının kendisine verilmesinden sonra anlaşılabilmiştir. Böylece o güne kadar deli divane olarak görülen Veysel Karani Hz. halkın gözünde kutsallaşmış, gönüllerde layık olduğu altın tahta oturmuştur.
     Allah’ın velileri her zaman insanların gönlünde taht kurmuştur. Onları her toplum kendilerine mal etmek istemiştir. Sahip çıkmışlardır. Kendileri tek olduğu halde Anadolu’muzun birçok yerinde makamları bulunmaktadır.
   Hz. Peygamber bir hadisinde;
  “ Beni ziyaret etmek imkanına erişemediğinizde, kardeşim Veysel Karani’yi–Makamını-ziyaret ediniz.” buyurmuştur.
   Velilerin öncüzü Veysel Karani Hz.’ne izafe edilen ve İslam devletlerinin topraklarına kubbeler yapılarak serpilmiş bulunan makamların en önemlilerinden biri hiç kuşkusuz Baykan İlçesi sınırları içindeki bu kutsal makamdır.
    Siirt, Baykan İlçesi’ndeki Veysel Karani Hz. makamı, en çok ziyaret edilen makamların başında gelir. Yıllık ziyaretçi adedi yüzbinleri aşar. Burada Veysel Karani Hz. huzurunda eller duaya kalkar, dilekler tutulur, kurbanlar kesilir.
    Veysel Karani Hz.’ne ait külliyenin temeli Selçuklular Dönemi’nde atılmış, ilk olarak ta Veysel Karani Türbesi yapılmıştır. Daha sonra 1967’de onarım görmüştür.
    Veysel Karani Külliyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün girişimleriyle 1974 yılından itibaren çok daha bakımlı bir görünüme kavuşmuştur. 1982 yılında avlu düzenlenmesinden sonra, 1983’te kesimhane binaları, daha sonra da otel ve konukevi binaları devreye sokulmuştur.

Yunus Emre’nin Dilinden

VEYSEL KARANİ

 

Rum’da, Acem’de aşık oldum
Yemen İllerinde Veysel Karani
Enbiya sevdi ve dostum dedi
Yemen illerinde Veysel Karani

Anasından doğdu dünyaya geldi
Melekler altına kanadın yaydı
Resulün hırkasın, tacını giydi
Yemen illerinde Veysel Karani

Erenler önünde kemer belinde
Aknurdan beni var o sağ elinde
Üveys sultan derler Hak divanında
Yemen illerinde Veysel Karani

Sabah ibadetin yapar giderdi

Sultan Memduh Hz.

Turbe.jpg (55111 bytes)        Asıl adı Mahmut olan Sultan Memduh Hz. Hicri 1174, Miladi 1761 senesinde, Zilkade Ayı’nın 20. günü Cumartesi gecesinde Tillo’da doğmuştur. Önceleri anne ve babasının terbiyesi altında büyüdü. Genç yaşta dedesi İsmail Fakirullah Hz.’nin halifesi olan İbrahim Hakkı Hz.’nin yanında sarf, nahiv, tefsir, hadis ve fıkıh gibi pek çok dini ilimleri okudu.
Tasavvufi alanda da özellikle büyük dedesi İsmail Fakirullah Hz.’nin marifet ve nurların güzelliğini, hikmet ve esrarın kaynaklarını içeren tarikatına bağlı kalıp, hizmet etmekle meşgul oldu. Kısa süre içinde, hocaları İbrahim Hakkı Hz. ve aynı zamanda amcası olan Şeyh Mustafa Hz.’nin manevi terbiyesi ile, İbrahim Hakkı Hz. tarafından “Memduh” yani “Övülmüş” lakabını kazanacağını müşdeledi. İlim, irfan ve irşad’ı sayesinde ünü dünyanın her yerine yayılmış ve kendisini görmek isteyen insanlar her yerden Tillo’ya akın etmeye başlamıştır. Tarikatı, dedesi Şeyh İsmail Fakirullah Hz.’nin “Uveysiyye” tarikatına dayanır. Sultan Memduh Hz.’nin zevcesi kendisi gibi Velayet Makamı’na yükselmiş olan Zemzem’il-Hassa’dır.  Büyük Veli Sultan Memduh Hz. alemde elde ettiği kemalat ile 47.000 beyitlik bir divan yazmıştır. Değeri ölçülmeyecek kadar kıymetli olan bu eser tasavvufi olup, Arapça, Farsça ve Türkçe’dir.
        Hicri 1263, Miladi 1847 senesinde Dar-ı Fenâdan Dar-ı Bekâya irtihal eden Sultan Memduh Hz.’nin kabri İlçe’de kendi ismiyle anılan Sultan Memduh Türbesi’ndedir. Türbe, Tillo’da yüksek bir sırttadır. 1830 yılında Sultan Memduh Hz. tarafından oğlu Şeyh Abdurrahman için yaptırılmış, kendiside aynı türbede defnedilmiştir.


Şeyh Hamza-El Kebir    Hz. :

     Doğum tarihi bilinmemektedir. Hıms Vilayeti’ne bağlı Tedmur denilen yerden gelmiştir. Soyu büyük Sahabi Halid Bin Velid’e (R.A.) dayanır.
     Babaları Ebu Said-i Mağzuni, Hicri 470, Miladi 1077 ile Hicri 561, Miladi 1166 yılları arasında yaşayan Abdülkadir Geylani Hz.’ne muasır olmuş, hatta birbirlerine karşılık ders vermişlerdir.
     Başta İsmail Fakirullah Hz.’nin tespiti olmak üzere tevatürle sabit olan O’nun büyük velayeti ve “Kutb’ul Aktab” makamına ulaşmış, Tillo’nun başta gelen velilerinden biri olmuştur. Tarikatı “Hamzaviyye” tarikatıdır. 12 erkek çocuğu olmuştur. Bunların hesi velayet makamına müşerref olmuşlardır.
     Şeyh Hamza El-Kebir Hz.Hicri 669, Miladi 1271 tarihinde vefat etmiştir. Kabri şerifi Tillo’da keni adına yaptırılan türbededir.


Şeyh Mücahid   Hz. :

     Asıl adı İbrahim olan Şeyh Mücahid Hz. Kutb’ul Aktab Şeyh Hamza El-Kebir Hz.’nin oğludur. Doğum tarihi bilinmeyen Şeyh İbrahim El-Mücahid Hz. Tillo’da dünyaya gelmiş ve babası gibi Velayet Makamı’na yükselmiştir.
     İbrahim Hakkı Hz. eserlerinde O’nun çok sayıdaki kerametlerinden bahsetmiştir. Divanı olduğu söylenmektedir. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde kendisi hakkında master çalışması yapılmıştır. Soyu oğlu Şeyh Hasan yoluyla devam etmektedir.
     Şeyh İbrahim El-Mücahid Hz. Hicri 660, Miladi 1262 senesinde babasından önce Tıllo’da vefat etmiştir. İlçe’de adına yapılmış olan türbede metfundur. Halen İlçe’de onun soyundan gelen aileler ve adını taşıyan bir mahalle mevcuttur.


Zemzem'il-Hassa   Hz. :

     Doğum tarihi 1765, Vefat tarihi ise 1852 yıllarıdır. Şeyh Mustafa Fani Hz.’nin kızıdır. Sultan Memduh Hz.’nin eşidir. Kendisine has divanı vardır. Yaşantısı ibadet ve zikir ile geçmiştir. Sultan Memduh Hz. Türbesi’nde metfundur.
     1890 yılında Tillo’ya gelen Bediüzzaman, Kubbe-i Hasiye denilen bu kubbede tek başına kalarak Kamus-u Okyanus adlı lügatı babu’s-sin’e kadar (1.155 sahife) ezberlemiştir. Bu arada kardeşi Mehmet’in getirdiği yemeğin tanelerini karıncalara verip, suyuna da ekmeğini batırarak yermiş. “Neden böyle yapıyorsun?” diyenlere Bediüzzaman: “Karıncaların içtimai hayatlarında malikiyet, çalışkanlık, yardımlaşma ve vazifeşinaslık var. Ben bunu gördüğüm için bunların Cumhuriyetçi oluşlarına mükafaaten kendilerine yardım etmek istiyorum.” diye cevap verir.


Şeyh Muhammed El Hazin   Hz. :

      Şeyh Muhammed El-Hazin Miladi 1820 yıllarında Siirt’ten 10 Km. Aydınlara 8 Km.,Mesafedeki Dereyamaç (Fersaf) Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Dereyamaç’a Aydınlar İlçesi’ne giden yol ayrımından gidilmektedir.
    Şeyh Muhammed El-Hazin Hz. genç yaşta Irak’a Şeyh Osman’ın yanına ilim tahsiline gider. Siirt’e döndüğünde Ulu Cami’de va’az ve nasihatlara başlar.
     Hicri 1308, Miladi 1891 yılında vefat eder. Fersaf’ta (Dereyamaç Köyü) bulunan türbesi halk tarafından ziyaret edilmektedir.
     Şeyl-ül Hazil Hz. hayatta iken, türbesinin yerini göstererek Halid Bin Velid’in (R.A.) savaş sırasında çadırını buraya kurduğunu söylediği rivayet edilir. Türbenin yapımı sırasında toprağın altında birkaç ok ve kıvırcık saçlı bir şehit bulunmuştur.


Şeyh Ebü'l Vefa   Hz. :

      Ebü’l Vefa Hz. Abdülkadir Geylani zamanında yaşamış, Şeyh Memduh Şembeği’den tarikat alan Ebü’l Vefa Veli olmadan önce yol kesermiş, Şeyh Şembeği “Tövbe etsin” diye haber göndermesinden sonra yağma ettiği malları ve hayvanları geri verir ve tövbe eder, ondan sonra Allah yolundan bir adım ayrılmaz.
     Şehrin girişinde bir arsada etrafı lahit benzeri bir taşla benzeri çevrili, üstü açık bir türbede metfundur. Sonradan türbenin bulunduğu arsada büyükçe bir cami inşa edilmiştir.


Molla Halil   Hz. :

      Üstad Siirt’li Molla Halil, Hz. Ömer (R.A.) sülalesinden olup, Hicri 1267, Miladi 1757 yılında Hizan’ın Gulpik Köyü’nde tevellüt etmiştir. Babası Molla Hüseyin’dir. Şeyh Halit Hacı Hüseyin, Şeyh İzzettin, Hacı Hüseyin, Molla Yusuf, Şeyh Musa Ez Zuli (Zuli tarikatı’nın reisi) yoluyla soyu Hz. Ömer (R.A.)’ya ulaşır. Eserleri, değerli bir Alim ve yüksek bir zat olduğunun delilidir. Üstad Molla Halil, tahsilinin ilk yıllarında babası, Molla Hasan’ın vasıtasıyla Marifetname sahibi İbrahim Hakkı Hz.’nin duasına mazhar olmuştur. Tahsilini şark alimlerinden, Molla Mahmud-u Umeydi’nin yanında tamamladıktan sonra Siirt’e gelmiştir. Hayatının geri kalan kısmı eser yazmak, yaymak ve talebelere ders vermekle geçmiştir. Aynı zamanda tarikat ile meşgul olmuş, Kadiri Tarikatı’nın meşhur keramet sahibi Irak’lı Ahmed Reşidi’nin mensubudur.
      Bu kısa hayatı, Bursalı Tahir’in “Osmanlı Müellifleri” adlı eserinden alınmıştır.
      Vefatı Hicri 1259, Miladi 1843 yılında olmuştur. 20 kadar eseri bulunmaktadır. Türbesi Siirt’te Bileyliye Mezarlığı’ndadır.


Şeyh Musa  Hz. :

 

       Türbesi Siirt Doğan Mahallesi’ndedir. Şeyh Musa’nın, Şeyh İlyas, Şeyh Naccar ve Şeyh Türki’nin hocası olduğu söylenir. Şeyh Musa’nın kerametlerinden biri, Cuma Namazı’na gittiğinde tarlasını O’nun yerine bir arslanın sürmesidir.

 

 


 

      Hicri 1626, Miladi 1846’da Siirt’te doğmuş olan bu zat, baba tarafından Hz. Ömer (R.A.)’e ulaşır.
      Akli ve nakli ilimleri Siirt’in baş alimi Ömer Alim’le Müftü Hüseyin’den okuyarak kazandığı iktidar ve ehliyete binaen, ilim icazetini Müftü Hüseyin’den almıştır.
      Hac farizesini ifa maksadıyla Hicaz’a gittiğinde Mekke-i Mükerreme Müftüsü büyük Alim Zeyni Dehlan’dan ders almış ve icazetname almıştır.
      Hicaz’dan döndükten sonra “Cerrah “ Camii’nde ilim yaymaya başladı. Tefsir, hadis ve diğer ilimlerdeki ihtisasıyla kısa zamanda şöhret kazandı.
      Bir tefsiri şerifinin meydana getirilmesindeki azmine ömrü vefa etmemiştir. Fenni sarfta “Ümmu’l-Ulüm”, Nanude “Ebu’l-Ulum”, mantıkta “Mizanu’l-Ulum” adlarında telifleri, bedi ve beyanda ve ilmi kalemde, usulü fıkıhta ve tecvitte birer manzumesi vardır.
       Hikmetli sözleri, münacatta şiirleri meşhurdu. Çok güzel konuşur ve cemaati etkilerdi.
       İmam ve müderrisi olduğu İl Merkezi’nde Cerrah Camii’ndeki özel türbede metfundur.


Şeyh Şerafettin Hz. :

       Hem ilmi ve şiirleri hem de cesaretiyle ünlü, devlete itaatı benimsemiş bir insandır. Ona göre itaatsizlik kibirden ileri geliyor. Şeyh Şerafettin Hz. 1. Dünya Savaşı’nda Ruslar Kars’a girdiklerinde binbaşı rütbesiyle Hasankale’ye gider. Dönüşte gönüllü toplayarak savaşa katılır. Ruslar Siirt ve Bitlis arasına geldikleri zaman halkın Siirt’ten göç etmesini engeller. Şeyh Şerafettin Hz. Milli Mücadele’den sonra ortaya çıkan bazı ayrılıkçı hareketleri bastırmış, aşıret arasındaki kavgalara son vererek birliği sağlamıştır. Türbesi İl Merkezi’nde bulunmaktadır.


Şeyh Celaleddin   Hz. :

        Şeyh Celaleddin (KARDEŞ) yakın tarihimizin yetiştirdiği büyük din alimlerindendir. Memozin’i Arapça’ya tercüme etmiş, ayrıca çok değerli dini incelemeleri vardır. Zürriyeti olmadığı için zengin kütüphanesi Siirt Müftülüğü’nce muhafaza altına alınmış olup, türbesi İl Merkezi’nde bulunan Cerrah Camii’nde bulunmaktadır.

 

 
   
Reklam  
   
Bugün 1 ziyaretçi (3 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=